Üç Aylar Başladı, Bu Gece Regaib Kandili..

25 Haziran 2009

Üç aylar dün (24.06.2009 Çarşamba günü) başladı.
İki Cihan Güneşi Sevgili Peygamberimiz (sas), saâdet meclisinde oturuyordu. Mescide bir esir grubu getirildi. O sırada Allah Resûlü (sas), bir kadının yana yakıla bir şeyler aradığını gördü. Kadın yakaladığı her çocuğu sinesine basıyor, kokluyor sonra bırakıyordu.

Sonra kendi yavrusunu buldu, bağrına bastı. Doyma bilmeden onu öpüyor, kokluyor, tekrar bağrına basıyordu. Allah Resûlü (sas) bu manzara karşısında iyice doldu. Hıçkıra hıçkıra ağlayarak parmağıyla yanındakilere bu kadını gösterdi ve:
“Şu kadını görüyor musunuz?” dedi.
Sahabe cevap verdi: “Evet Ya Rasulallah!”
Allah Resûlü (sas) tekrar: “Bu kadın şu kucağındaki çocuğunu cehenneme atar mı?” diye sordu.
Sahabe: “Hayır ya Rasulallah!” karşılığını verdi.
Ve işte bunun üzerine İki Cihan Serveri şu hikmet dolu sözleri söyledi:
“Allah o kadından daha şefkatlidir, kullarını cehenneme atmak istemez.”

İşte böylesine baş döndürücü bir şefkat ve merhamete sahip olan Allah-u Teala, sene içinde kulları için gönül dünyalarında adeta bir manevi hamle yapmaları adına bazı özel gün ve geceler yaratmıştır. Bu özel zaman dilimlerinde Cenab-ı Hakk’ın rahmet esintileri sağanak sağanak yağmaktadır. Şu günlerde bu zaman dilimlerinden “üç aylar”a kavuşmanın sevincini yaşıyoruz. Malum olduğu üzere halkımız arasında Arabi aylardan Recep, Şaban ve Ramazan aylarına “üç aylar” deniyor.

Ahiret ticaretinin yapıldığı kazançlı bir pazar durumunda olan üç aylar, yılda ancak bir defa açılır ve üç ay boyunca devam eder. İstifade edebilenlerin çok şey kazandığı bu pazarı kaçıranlar gelecek mevsimi beklemek zorundadır. Tabii ömürleri yeterse. Kimse yarına çıkmaya garanti veremediği gibi gelecek mevsime yetişmeyi de taahhüt edemez. Öyleyse yapılacak iş, bu mevsimi çok iyi değerlendirmek, bunun için de onu elimize geçen son fırsat olarak kabul etmek.

Üç aylar fırsat günleridir, çok bereketli bir kazanç mevsimidir. Böylesine bir koyup binler alabileceğimiz kazanç kuşağında kaybetmemek için bu günleri iyi değerlendirmeliyiz.
Kaynak: Zaman Ailem
-----------------------------

Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, "Receb Allah Teâlâ'nın, Şaban benim, Ramazan ümmetimin ayıdır. Receb ayının diğer aylar üzerine fazileti, Kur'ân-ı Kerîm'in diğer sözlere olan üstünlüğü gibidir. Şaban ayının diğer aylara nispetle fazileti, benim diğer peygamberlere olan üstünlüğüm gibidir. Ramazan'ın diğer aylara göre fazileti ise Allâh Teâlâ'nın, mahlûkâtı üzerine yüceliği gibidir." buyurmuştur.

Receb Ayı: Rasûlüllâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Receb ayına kavuşunca şöyle duâda bulunurdu: "Allâhümme bârik lenâ fi Recebe ve Şa'bân ve belliğnâ Ramazân: Yâ Rabbi! Receb ve Şabanı bize mübarek eyle, bizi Ramazan'a kavuştur."

Sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz, bu ayda oruç tutmamızı, fakir fukaranın dertleriyle diğer zamanlardan daha fazla ilgilenmemizi, hayırlar yapmamızı tavsiye etmiş, böyle yapıldığında büyük ecre nâil olunacağını müjdelemiştir.

Regaib Gecesi: Bu ayın ilk Cuma gecesi, mübarek Regâib gecesidir (25 Haziran). Bazı âlimlerin açıklamalarına göre, Peygamber Efendimiz bu gece pek çok rûhânî ahvâl ve ikrâma kavuşmuş olmakla, yüce Allâh'a şükür için on iki rekat namaz kılmıştır. Bu gece, duâların kabul edildiği müjdelenen sayılı gecelerdendir.

Mirac Gecesi: Receb ayının 27. gecesi de mübarek Mirac gecesidir. İsrâ ve Mirac hâdisesinin vukû bulduğu bu gecede 12 rekat nafile namaz kılınması müstahsen (güzel, iyi, hayırlı) kabul edilmiştir. Her rekatında, Fatiha ile bir sûre okuyarak, 2 rekatta bir selam vermeli, namaz tamamlandıktan sonra, 100 defa "Subhânallâhi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illâllâhu vallâhu ekber" demeli, sonra 100 defa "Estağfirullâh, el-Azîm", sonra yine 100 defa "Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed" diyerek, Peygamber Efendimiz'e salât-ü selâm okumalıdır. Gündüzünde de oruçlu bulunmaya gayret etmeli.

Yapılacak her amelin, duânın kabulünü Rabbimizden niyaz ediyoruz.
Kaynak: SamanyoluHaber-25.06.2009

Yazının Tamamı..

Yasaklanan sitelere girmek suç mu?

22 Haziran 2009

"DNS Ayarları ve Yasaklanan Sitelere Erişim" başlıklı yazım hakkında şuna benzer bir soru/yorum gelmişti:

Soru: "DNS değiştirmek güvenli mi? Yani yasak olan bir olguyu delmiş oluyorsun, bu yasal mı? Yasaklanmış sitelere girenlerin başı ağrır mı?"

Kısa bir cevap yazmıştım ama asıl cevabım daha uzun olduğu için yeni bir konu açarak yazmaya karar verdim.

Bence;
DNS ayarlarını değiştirmek neden yasak olsun ki? Herkes kendi şahsi bilgisayarında her türlü konfigürasyonu yapabilir ve buna kimse karışamaz. Sonuçta bunlar teknolojinin sağladığı imkanlardır. Kimse falan DNS'i veya falan proxy'yi kullanamazsın diyemez ancak site yasaklamalarında yapıldığı gibi bunların da yetkili kurumlar tarafından engellenmesi yoluna gidilebilir.

İşin aslı şu; yasaklanan sitelere erişim, tam anlamıyla engellenmiyor ve bazı teknik açıklar bırakılıyor. Bu yasakları uygulayanlar da bu açıkların farkındalar ve engellemediklerine göre, ya buna göz yumuyorlar ya da yapabilecekleri başka bir şey yok.

Eğer istenirse, yazıda bahsettiğim, "yasaklı sitelere erişim yöntemleri"nin hepsi yetkililer tarafından engellenebilir ama bunun için servis sağlayıcıların çok yüklü miktarda yatırım yapmaları gerekir. Bu durumda örneğin TürkTelekom'un URL Filtreleme yapması gerekebilir veya örneğin yurtdışındaki DNS'lerin kullanımı engellenmek istenebilir, ki bu durumda UDP 53 numaralı DNS portunun bloklanması için firewall gerekir. Bunların yapılabilmesi de bir servis sağlayıcı için oldukça zor ve maliyetli işlerdir.

Ayrıca ilginç bir bilgi paylaşmak istiyorum. Alexa'ya göre şu an, Türkiye'den en çok girilen siteler listesinde YouTube hala beşinci sırada!

1-google.com.tr, 2-facebook.com, 3-google.com, 4-live.com, 5-youtube.com

Yani Türkiye'deki kullanıcılar tarafından en çok ziyaret edilen beşinci site YouTube, hem de yasak olmasına rağmen. Sanırım bu durum, yasağın ne derece işe yaradığını açıkça gösteriyor..

Serdar Kocaoğlu - MCSE:S
22.06.2009

Yazının Tamamı..

Kurtlar Vadisi, Sezon Finalinde Saçmaladı!..

12 Haziran 2009

kurtlar vadisi pusuKurtlar Vadisi ilgiyle takip ettiğim bir dizi. Bunun sebebi, dizinin; mafyalar, çeteler, derin devlet, istihbarat servisleri, terör örgütleri, gladyo ve bunların birbirleriyle ilişkileri hakkında derin bilgilere ışık tutuyor olması. Dizi bu yönüyle, Türkiye'de yaşanan bir çok hadisenin anlaşılmasını sağladı. Bazı konularda çok net olmasa da en azından fikir verebiliyor.

Aslında dizide anlatılanlar, yıllardır bilinen ve üzerine sayısız makale ve kitaplar yazılan bilgiler ama bizim okumayı sevmeyen milletimiz, bunları maalesef diziden öğrenmek zorunda kaldı. Bu arada, Ergenekon'un ortaya çıkar çıkmaz herkes tarafından kolayca anlaşılmasında da bu dizinin rolü çok büyük oldu bence. Bu yüzden önemli bir yapım..

Gelelim dizinin son bölümüne. Son bir kaç aydır, diziye baya bir hareketlilik ve heyecan gelmişti ama her bölümde rastlamaya alıştığımız kurgu ve mantık hataları, bugün yayınlanan sezon finali ile resmen zirveye ulaştı. Son zamanlarda hiç bu kadar saçmaladıklarını görmemiştim. Sanki sırf final havası verilmek için yapılmış her şey. Bu kadar sevilen ve ilgiyle takip edilen bir diziye böylesine saçma bir bölüm hiç yakışmadı.

Bazı fanatiklerin "ne saçması ya süperdi, beğenmiyorsan izleme" dediklerini duyar gibiyim. O zaman birileri bana şu soruların cevaplarını versin:

1- Bir başbakan, görevden alacağı ve sevmediği bir adama geçmiş olsuna gider mi? Hadi gitti, O'nu görevden alacağını ve yerine kimin devam edeceğini söyler mi? Madem geçmiş olsuna gidecek kadar seviyor veya görevden alınacağını söyleyecek kadar güveniyor, neden görevden alıyor?

2- Başbakanın Cuma Namazına gideceği camiyi İskender nereden biliyor da bir gün önceden suikastçiye söylüyor?

3- Diyelim ki İskender istihbaratçı olduğu için biliyor. Peki Polat nasıl öğrendi hangi camiye gideceğini? Nezaretteki Polat, Başbakanın derin kebap İskenderi ziyaret edeceğini polislerden duyunca bakın neleri çözümledi: başbakana suikast yapılacağını, suikastin camide yapılacağını, caminin açık adresini anlayıverdi..

4- Camide suikastçi için ayrılan bir kişilik boşluk herkesin dikkatini çekmiştir sanırım. Bir başbakanın gittiği camide başbakanın arkasına oturmak bu kadar kolay olmasa gerek. Bu kadar sıkı korunan bir başbakanın bulunduğu camiye basit bir alçı numarası ile silah sokulabilir mi?

5- İskender camiye neden gider? Suikast yaptıran adam camiye gider mi? Giderse nasıl yapılacağını mı izler? Yoksa şüphe çekmemek için başbakanın yanına oturmak mı ister? En azından başbakana görünmek istemez mi?

6- Polat'ın senaryo gereği ölmesi mümkün değil, ölürse dizi biter. Bunu herkes bildiği halde Polat son anda yetiştiği camide neden vurulur? Herkes 3 ay boyunca acaba öldü mü diye merak mı edecek? Bu adam nasıl olsa ölmez diye her sene 2 kere vurulmak zorunda mı?

7- Erhan, dizinin en gereksiz ve baştan beri sevmediğim elemanlarından birisi olduğu halde, bu bölümde Vasati 40 Çöp Kav Cevat tarafından neden yakılmadı? Daha önce o kibritin birini yakmadan söndüğü olmamıştı.

8- Dizide vakit doldurmak için kullanılan Elif, Ebru gibi lüzumsuz karakterlere daha ne kadar katlanmak zorundayız acaba?

Bunun gibi daha bir çok lüzumsuz olaylar ve mantık hataları. Bu diziyi eskiden beri sırf değindiği konular yüzünden izliyorum, yoksa izlenecek bir kalite ve senaryosu olduğundan değil..

Serdar Kocaoğlu
12.06.2009

İlgili Yazılar:
Yılmaz bunlar ne? Takozdur ağam!
Sahtekarlığa Var Mısın Yok Musun!
Çok mu güzel hareketler bunlar?
Zeitgeist Addendum Belgeseli
kurtlar vadisi, pusu, sezon finali, bölüm, dizi, film, televizyon, polat alemdar, cavit, cevat akarsu, iskender büyük, ergenekon, derin devlet, türkiye, memati, güllü erhan, abdülhey, başbakan, suikast, senaryo, elif, ebru

Yazının Tamamı..

Tehlikeli Aramalar

05 Haziran 2009

Çoğumuz hemen hemen her gün arama motorlarını kullanıyoruz; makale, kitap, haber, program, mp3, video, film, oyun vb. arıyoruz. Ama kullanıcıların çoğu masumane bir şekilde yaptıkları bu aramaların aslında ne gibi tehlikelere yol açtığının farkında bile değil. Kullanıcıların özellikle bedava, film, indir, download, mp3 gibi aramalar yaparak girdikleri sitelere çok dikkat etmeleri ve şüpheyle yaklaşmaları şart. Konuyla ilgili McAfee bir rapor hazırlamış:

McAfee'nin, araştırmasına göre, ekran koruyucu, şarkı sözü ya da bedava müzik indirme platformları arayan kullanıcılar, pek de farkında olmadan bilgisayarlarını tehlikeye sokuyorlar. Küresel ölçekte yapılan değerlendirmede; bedava kelimesi yüzde 7.3 ile şarkı sözü aramaları ise yüzde 5.1 bir oranla en riskli arama kelimeleri arasında yer alıyor.

McAfee'nin araştırması en büyük arama motorlarını kapsıyor. İncelenen arama motorları arasında; Google, Yahoo, Microsoft Live, Ask ve AOL bulunuyor. Araştırma ile 2600'e yakın popüler "anahtar kelime" ve oluşturdukları riskler analiz edildi. Her bir kelime için, gelen ilk 5 sayfadaki arama sonuçlarının kullanıcılar açısından güvenliği değerlendirildi.

İlgili Yazılar:
Dünyanın en tehlikeli web siteleri
İnternet Bankacılığı Kullanımı ve Güvenliği
Çocuklar için İnternet Kullanımı Sözleşmesi
İnternetten film ve mp3 indirmek engellenebilir mi?
Türkiye'de İnternet Kullanımı ve Zararları
İnternetin Faydaları
Google'ın Marifetleri
Microsoft, Google ve Yahoo'dan İnternet Kısıtlamalarına Karşı İşbirliği

Yazının Tamamı..

Kaza mı, suikast mi?

02 Haziran 2009


Kaza mı, sabotaj mı bilemiyoruz ama Muhsin Bey'in vefatından önce yaptığı konuşmalara ve videoda anlatılanlara bakılırsa bir suikast endişesi veya beklentisi taşıdığı belli. Bu açıdan bakınca helikoptere binmesinin bir risk olduğunu son konuşmasında zaten söylüyor. Biraz mecburiyetten, biraz da arkadaşlarının ısrarı üzerine bu riski aldığını da ima ediyor.

Tabi bütün bunlar olayın bir suikast olduğunu ispatlamaz. O'nun bu endişesinin altında daha önce geçirdiği trafik kazalarının payı çok yüksek, zaten geçirdiği kazaların tesadüf olmadığını, kasıtlı yapıldığını da kendisi hep dile getirmiş.

Bu bir suikast ise, hemen "Neden" sorusu akla geliyor. Muhsin Bey, neden öldürülmek istensindi ki? Bizler O'nu kendi çizgisinden sapmayan, mütevazi bir siyasetçi olarak tanıdık. Kimin O'nunla ne alıp veremediği olabilirdi? Olay yeri incelemesinden veya delillerden ziyade, bence sorunun cevabı burada yatıyor..

Bir de seçimden sonra bazı şeyler açıklama niyetinde olduğunu iddia edenler oldu. Acaba açıklayacağı çok önemli bilgiler mi vardı? Varsa bile bu bilgileri başka bilen yok mudur? O'nun ölümüyle bildikleri sırra kadem basar mı?

Benim asıl dikkatimi çeken şey, olayın Ergenekon'un 2. iddianamesinin açıklandığı gün olmasıydı ama gözlerden kaçtı. Kaza olmasaydı, gündem bu iddianameyle sarsılacak, herkes Ergenekonu konuşacaktı ama kaza nedeniyle iddianame ancak 3-4 gün sonra konuşulmaya başlanabildi. Amaç gündem değiştirmek demiyorum ama bu bir suikast ise Ergenekon veya arkasındakilerden bir mesaj niteliği taşıyor olabilir, benim aklıma ilk gelen de bu olmuştu..

Ama hala %50 ihtimal olarak görüyorum çünkü bunun bir suikast olması için gerçekten çok detaylı planlanmış, çok iyi tasarlanmış olması gerekir. Pilot, kötü hava şartları, sinyal göndermeyen yer belirleme cihazı, cep telefonlarının çekmediği yer vs hepsi düşünülmüş, ayarlanmış olmalı sanki. Bir de olaydan sonra yaşanan anormal bilgi kirliliği.. Neden hala bu yalan haberleri verenler ortaya çıkarılmadı anlamıyorum. Kazazedelerin yaralı olarak hastaneye götürüldüğü, Muhsin Beyin sağ veya iyi olduğu gibi haberleri kim yaydı? Ben hayatımda bu kadar kısa sürede, bu kadar çok yalan haber duymadım, bunlar gerçekten çok tuhaf..

Serdar Kocaoğlu
02.06.2009

İlgili Yazılar:
Muhsin Yazıcıoğlu'na Veda - Vatan Çok Değerli Bir Evladını Yitirdi..

Yazının Tamamı..

Türkçe Olimpiyatları

01 Haziran 2009

Türkçe Olimpiyatları'nın bu yıl yedincisi düzenleniyor, 14 ülke ile başlandı, 115 ülkeye ulaştı. Dünyanın her yerinde okullar açmak, üstelik bu okulları o ülkelerde en başarılı okullar yaparak büyük bir saygınlık kazandırmak gerçekten anlatılması, tarif edilmesi çok zor bir başarı. Geleceğe ümitle ve güvenle bakmamızı sağlıyor bu okullar..

İlk gördüğünüz okul hangi ülkedeydi?

Prof. Dr. Mehmet Sağlam (Türkçe Olimpiyatları Tertip Komitesi Başkanı): "Moğolistan'da. Şartlar çok zor, bizim kolay kolay yaşayabileceğimiz bir coğrafya değil. İnsanlar evlerin üzerine kurdukları çadırlarda yaşıyor. Dört bin metre yükseklikte bir yer. İki üç ay ot çıkıyor. İklimin keskinliği insanların yüzünde. Tam bir mağduriyet ülkesi.. Fakat bizim gençler oraya kadar gitmişler, hayran olmamak mümkün değil.."

Nedir orada sizi etkileyen?

Prof. Dr. Mehmet Sağlam: "Moğolistan'daki okulda öğretmenlik yapan gençle konuşuyoruz; kendisinin de eşinin de Boğaziçi Üniversitesi'nden mezun olduğunu anlatıyor. Ben de bu askerlik ne zaman bitecek havasında "Burada ne kadar kalacaksın, Türkiye'ye dönüş ne zaman?" diye sordum. Yani bu mağduriyet, bu çile senin için ne zaman bitiyor.. "Efendim biz buralara geri dönmek için gelmedik" dedi. Ben o genç adamın bu cümlesi, bu inancı karşısında yerin dibine girdim. Yıllar sonra o çocuğa başka bir ülkede yine aynı şekilde hizmet ederken rastladım..."

Kaynak: Zaman

Yazının Tamamı..

Kayıp Kromozom

Yaratılış, kıyamet, diriliş gibi konulara bilimsel açıdan yaklaşan Kayıp Kromozom adlı kitabın tanıtım videosu..

İlginç bir kitaba benziyor, okuyan varsa yorumlarını almak isterim..

Yazının Tamamı..

YUKARI